Search
  • Av. Atay Cibooğlu

2 TEMMUZ 1993 SİVAS OLAYLARI

Kıymetli okurlarım uzun bir aradan sonra hepinize tekrardan merhabalar. Bugün sizlere ülke tarihimizin en korkunç olayını keza dünya insanlık tarihine de kara bir leke olarak geçen Sivas Katliamını ele almak istiyorum.


  • Dünya tarihinde birden fazla insanlık suçu işlenmiştir. ABD’nin Japonya’ya hiroşima bombası atarak Japonya haritasını tamamen silmesi,


  • Nazi döneminde Yahudilerin soykırıma uğraması,


  • Vietnam’da, Irak’ta, Bosna’da, Suriye’de Filistin’de öldürülen binlerce insanlar bu insanlık suçunun apaçık bir örneğidir. İnsanoğlunun kendi türüne karşı ne kadar acımasız ve vahşi olabileceğinin de apaçık bir kanıtıdır.


İnsan yaşamı kutsaldır ve bu kutsallığı yok etmek için hiçbir gerekçe kabul edilebilir değildir. Eğer bir yerlerde insanlar öldürülüyorsa gerekçelere değil insan hayatının açık bir şekilde ihlal edildiğini görüyor olmamız gerekmektedir. Hiçbir gerekçe insan hayatından üstün değildir.


İnsanlık suçlarından birisi de 1993 yılında Sivas ilimizde yaşandı. Olay sanıklar avukatları tarafından kalabalık bir grubun öfkesi gibi basite indirgenmiş olsada aslında olan apaçık bir şekilde Cumhuriyet’e karşı bir isyandı. Bu yüzden son Cumhuriyet isyanına Sivas olaylarını gösterebiliriz.


Takvim yaprakları 2 Temmuz 1993 yılını gösterdiğinde Sivas ilinde bulunan içerisinde sanatçıların, yazarların, şairlerin ve halk ozanlarının bulunduğu Madımak Oteli önünde gelmeden önce yaklaşık 3 bin kişilik kalabalık Hükümet Konağına daha sonra sayıları artarak Kültür Merkezi’ne yöneldiler. Sayıları 5 bine yaklaşmıştı. Oysa şehirdeki güvenlik güçleri 500 kişi bile değildi. Kalabalık grup Kültür Merkezi önünden de ayrılıp Madımak Oteli’ne yöneldiler. Hedefte gazeteci- yazar Aziz Nesin vardı. Mahkeme tutanaklarına göre kalabalık grubun sayısı 15 bin kişiye kadar çıktı. Olaylar başladığında ne polis ne de itfaiye olaylara müdahale edemedi. Vali’nin askeri birliğinin destek için yola çıktığını söyledi. Ancak beklenen destek gelmedi. Daha sonra atılan sloganlar eşliğinde otel ateşe verildi. Madımak Oteli, saatlerdir olaylara müdahale etmeyen veya edemeyen devlet mekanizmasının gözleri önünde yandı. Sonuç olarak 2’si otel görevlisi 33’ü aydın insanlar olmak üzere toplam 35 kişi hayatını kaybetti. Türkiye aydınlarını, yazarlarını, şairlerini ve sanatçılarını korkunç bir şekilde kaybetti.





Hoşgörü ve insan sevgisi üzerine kurulu olan İslam dinin fanatikler tarafından bambaşka bir şekilde yorumlanarak kötüye kullanılmasının aslında en somut örneğini 1993 yılında Sivas’ta görmüş olduk.


Dava süreci çok uzun ve karmaşık bir hal aldı. O dönem açılan davalar çeşitli mahkemelere intikal etti ve son olarak Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) görülmüştü.


Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyetin ve Devletin iç ve dış güvenliğini ilgilendiren davalara bakmakla görevliydi. DGM’ler 2004 yılında kaldırıldı. DGM’nin görev alanına giren kimi suçlara artık Ağır Ceza Mahkemeleri bakmaktadır.

Bütün bu olayların başlama sebebi ise Salman Ruşdi’nin, Türkiye’de yasaklanan zaten ülkede infial yaratmış olan Şeytan Ayetleri isimli kitabın Aziz Nesin tarafından o dönem çalıştığı Aydınlık Gazetesinde yayınlanması olarak gösterildi.





1 Temmuz’da 4. Pir Sultan Abdal etkinlikleri başlayacaktı. Bu etkinliğin baş konuğu ise Aziz Nesin’di. O dönem bölgenin yerel gazeteleri ‘’Bugün hesap günüdür’’ gibi bir çok kışkırtıcı haber yapmışlardır. Aziz Nesin’in Sivas’a gelmesini istemiyorlardı. 2 Temmuz Cuma günü ise bir grup, Cuma namazını kılan cemaati kışkırtarak harekete geçtiler. Atılan sloganlar Cumhuriyet karşıtı sloganlardı. Ancak mahkeme tutanaklarına göre emniyet mesupları sadece, Zafer İslamın, Vali İstifa, Şeytan Aziz, Müslüman Türkiye gibi sloganları kayda geçirdiler. Oysa ki alanlarda atılan sloganlar ‘’Cumhuriyet gidecek şeriat gelecek, Muhammed’in ordusu laiklerin korkusu, Cumhuriyet burada kuruldu burada yıkılacak, Müslüman Türkiye Zafer İslamın gibi sloganlar atılıyordu. Mahkeme sadece tutanaklardaki sloganları baz alarak karar verdi.


Bu neden bu kadar önemli alt tarafı bir slogan deyip geçmeyin lütfen. Çünkü bu mahkemenin karar vermesinde kritik bir öneme sahip bir olaydır. Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi gerekçeli kararında;


‘‘Sivas Olayları’nın Devlete ve laik düzene olmadığı Aziz NESİN’in, Şeytan Ayetleri isimli kitabını yayınlamasına duyulan öfke, kin ve nefretin oluşturduğu tahrik sonucu ve Aziz NESİN’e yönelik bir eylem olduğu kast edilen Aziz NESİN olmasına rağmen hedefte sapma sonucu 37 masum insanın ölümü ile sonuçlanan olayların, Laik-antilaik veya mezhep çatışması olmadığı sadece İslam dinince mukaddes sayılan değerlerin aşağılanmasına tepki gösterildiği, Aziz NESİN’in Anadolu’nun herhangi bir vilayetinde de aynı tepkiyi görebileceği, dolayısıyla şahsa yönelik eylemin bir başka mecraya çekilerek kamplaşma ve kutuplaşma yaratmanın hukuki ve sosyal bir yararı olmadığı kanaatindeyiz’’

demiştir. Yani ilk mahkeme kararına göre olaylar, Aziz Nesin’in Şeytan Ayetleri isimli kitabın yayınlamasını sonucu bir dinin ve o dinin kutsal saydığı değerlerin aşağılanması sonucu öfkeli bir grubun tepkisi olarak gösterilmiş. Sivas’ta bulunan Madımak Oteli’nin yakılma sebebi bundanmış. Ancak hedef Aziz Nesin iken sapma sonucunda toplam 37 masum insanın öldüğü değerlendirmesinde bulunmuştur. Keza mahkeme toplanan 15 bin kişinin tesadüfen toplandığını göz önünde bulundurmuş, örgütlü olup olmadığına ilişkin bir değerlendirme de yapmamıştır. Bununla beraber Aziz NESİN’in eylemlerini (yasak bir kitabı kendi gazetesinde yayınlaması) eylemlerinin haksız tahrik oluşturduğunu da belirtmiş ve kararını buna yönelik vermiştir. Halbuki Ceza Hukuku’nun temel ilkeleri ile verilen haksız tahrik hükmü birbirleriyle bağdaşmamış, sanıklar mağdur olarak ele alınmıştı. Yine mahkeme tutanaklarına göre sanıkların mahkeme içerisinde de aynı tutumlarını sergilemiş, hatta mahkeme heyetine çakmak ve demir para atmak suretiyle tehdit ve hakaret etmişler ve pişman olduklarına yönelik hiçbir emare de göstermemişlerdir.




Verilen ilk karar Yargıtay tarafından bozuldu. İkinci karar ise mahkeme eylemin, laiklik ilkesine karşı olduğuna ilişkin kararını verdi. Kararda 7-8 saatlik bir süreç içerisinde kolluk görevlileri grubu dağıtmak için yapılan uyarılara rağmen grup dağılmamakta ısrar etmiş ve Hükümet Konağı önünde kurulan barikat zorlanılmış ve devlet temsilcisi olan Vali’ye ‘‘Şerefsiz Vali’’ ve ‘‘Vali İstifa’’ gibi atılan sloganlar arasında Cumhuriyet ve Laiklik karşıtı sloganlar atılmış olduğunu,


Bir kısım mesken, işyeri ve araçların yakılıp tahrip edilmiş olması,


Kolluk kuvvetlerinin kurduğu barajı zorla yıkarak otelin yakılması,


Türk inkılabının temel taşlarından olan Sivas Kongresi’nin imzalandığı sonra da müzeye çevrilen bina ile önündeki Atatürk heykeli tahrip edilmiş olmasını gerekçe göstererek eylemin Anayasal düzeni yıkmaya yönelik olduğuna kanaat getirmiştir.


Kararlar daha sonra temyiz edildi. Yeni kararlar verildi ve yargılamalar uzun uzun devam etti. Ancak bir sorun vardı. Yargılama zamanaşımına takıldı. Mağdur avukatları Madımak Olayı’nın insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilmesini ve insanlığa karşı suçlarda zamanaşımı süresinin işlenmeyeceğini bu sebeple zamanaşımından davanın düşürülmemesini talep etmiş ancak mahkeme bu talebi kabul etmeyerek Mart 2012 yılında davayı zamanaşımından düşürdü. Kamu vicdanı ise rahat etmedi. Bugün bunun mücadelesini hala vermekte olan insanlar var. Hayatını kaybeden insanların yakınları tarafından Anayasa Mahkemesine yargı sürecinin etkisiz olduğuna ilişkin bir başvuru yapıldı ancak yanlış hatırlamıyorsam 7 sene sonra yani 29 Haziran 2021 yılında Anayasa Mahkemesi dosyayı görüşecekti ancak görüşmeyi aldığı kararla erteledi.


Kıymetli okurlarım bu yazımda sizlere Madımak Olayı’nı anlatmaya çalıştım. Konuyla ilgili olarak mahkeme kararlarını uzun uzun buraya yazmak isterdim ancak çok uzun olacağı için kısa kısa özet geçerek anlattım. Ancak bu konunun araştırmasını yaptığım kaynağımı buraya ve buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.


Ülkemiz çok kıymetli pırıl pırıl insanlarını maalesef Sivas’ta kaybetti. Sivas Katliamı, ülkemiz için çok karanlık, dünya insanlık tarihi için ise koca bir leke olarak kaldı. Dünya üzerinde bu ve bunun gibi benzer şeyler bir daha hiç yaşanmaması dileğiyle….





Genç yaşına rağmen bağlamadaki olağanüstü yeteneğiyle tanınan Hasret GÜLTEKİN 1993 yılında Sivas'ta öldürüldüğünde henüz 22 yaşındaydı.















BURADA YAZILAN YAZILAR BİLGİ AMAÇLI OLUP YAZARIN GÖRÜŞLERİNİ İFADE EDER. HİÇBİR ŞEKİLDE HUKUKİ TAVSİYE NİTELİĞİ TAŞIMAMAKTADIR.