Search
  • Av. Atay Cibooğlu

İZMİR DEPREMİ VE DEPREM HUKUKU

Kıymetli okurlarım hepinize merhabalar. Cuma günü çok şiddetli deprem ile sarsıldık. Merkez üssü İzmir’in Seferihisar açıkları olan deprem Marmara Bölgesinde de hissedildi. Şahsen ben ofiste makale yazarken depremi çok şiddetli hissettim ancak karşımda oturan ofis arkadaşım hiçbir şey hissetmedi. Neyse Marmara Bölgesinde oturan bizler sadece sarsıldık ancak İzmir başta olmak üzere Yunanistan’ın Sisam (Samos) adasında hem can hem de mal kayıpları oldu. Yunanistan, bu satırlar yazıldığında, 2 öğrencinin depremde hayatını kaybettiğini açıkladı. İzmir’de bilanço daha ağırdı. Bu satırlar yazıldığında AFAD’ın verilerine göre hayatını kaybeden kişi sayısı 69, yaralı kişi sayısı ise 949 olarak açıklandı. Hayatını kaybedenlere Tanrıdan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralılara ise acil şifalar, kurtarılmayı bekleyen vatandaşlarımıza ve yakınlarına ise sonsuz sabırlar dilerim. Umarım bir an önce kurtarılırlar. Yaşanan bu olayla ilgili deprem hukukunu yazma sorumluluğu hissettim. O zaman yazıma geçelim.

Bu yazım iki bölümden oluşacak birincisi devletin deprem sonrası uygulaması gereken hukuki durumu anlatacağım daha sonra depremzedelerin hangi hukuki haklara sahip olduğunu anlatacağım. Şimdiden keyifli okumalar….


Deprem veya herhangi bir afet olduğunda devletin bütün kurumları bu afetle ilgilenecektir. Afet başa geldiği zaman bazen günlerce bazense haftalarca bu afetle uğraşılacaktır. Devletin gözü ve kulağı hep afet bölgesinde olacaktır. Bu sebeple afet durumlarında devletin yapması gerekenleri 2 başlık altında incelemek istiyorum.


1. DEVLET AFET BÖLGESİ İÇİN AFET HALİ İLAN ETMESİ GEREKMEKTEDİR


Afet durumları için Afet yasası olarak bilinen Umimi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun isimli kanunumuz vardır. Bu kanunumuzla birlikte, kanunumuzun 4. Maddesi dayanak gösterilerek 1988 yılında Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan Afetlere İlişkin Acil Yardım Teşkilatı Ve Planlama Esaslarına Dair Yönetmelik ile beraber ele alındığında afet bölgesi için afet hali adında özel hukuksal bir rejim olduğunu zaten kolaylıkla tespit edilebilmektedir.


Afet yasamızın ilk maddesine baktığımızda doğal afete uğramış veya uğrayabilmesi muhtemelen yerler için Bayındırlık ve İskan Bakanlığın önerisi ve Bakanlar Kurulu kararıyla afet bölgesi ilan edilir. Ancak bu kanun çok eski olduğu için güncellenmesi gerekmektedir çünkü Bayındırlık ve İskan Bakanlığı 2011 tarihli kararnameye göre artık Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olmuştur. Yine Başkanlık sisteminin gelmesiyle ortada Bakanlar Kurulu kalmamıştır. Afet bölgesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığının önerisiyle ve Cumhurbaşkanlığının kararıyla afet bölgesi ilan edilebilir diyebiliriz. 1. madde’nin 4. fıkrasına göre ‘‘Şu kadar ki, afetin maydana gelmesi halinda bu kanun gereğince alınması lazımgelen acil tedbirlerin ittihazına afetin meydana geldiği bölgenin valisi yetkilidir.’’ demektedir. Bu aslında önemlidir çünkü Cumhurbaşkanlığının kararı olmadan afet bölgesindeki yetkili vali yasada tanınan yetkileri kullanabilecektir.


Afet Yasası’nın 7. maddesinde de güzel bir düzenleme var. Buna göre ‘‘Afet bölgelerinde veya civarında bulunan ordu, jandarma, kıta birlik ve müessese kumandanları, hazarda, kendilerinden vali veya kaymakamlar tarafından istenilecek yardımları üstlerinden emir beklemeksizin yapmıya mecburdurlar.’’ Ordu, jandarma gibi birlikler vali veya kaymakamların talebiyle üstlerinden emir gelmese bile yardım etmek zorundadırlar. Zaten Jandarma içerisinde Arama ve Kurtarma Tim’i bulunmakta ve bu tür doğal afetlere derhal koşmaktadırlar. Bu timde yer alan personel özel olarak ilk yardım, dağcılık eğitimi, şiddetli soğuklarla mücadele etmek üzere eğitilmektedirler. İzmir’de de bu satırların yazıldığı esnada halen görev yapmaktadırlar.


Afet Yasası’nın 9. maddesine göre ise ‘‘Bu kanunda yazılı afetlerin vukuunda ilk yardımları mahallerine yetiştirmek maksadiyle bu bölgelere mülkiye amirleri ve alakalı makam ve müesseseler tarafından gönderilecek kurtarma ve yardım ekipleri, her türlü malzeme, makina, alat, yiyecek, giyecek ve barınma eşya ve maddeleri, umumi, hususi ve mülhak bütçeli idarelerle bunlara bağlı müesseseler ve İktisadi Devlet Teşekküllerinin, vilayetlere, belediye ve köylere ait olan ve bunlara bağlı bulunan mü- esseselerin elinde bulunan her türlü kara, deniz, ve hava nakil vasıtaları ile, bedeli sonradan ödenmek üzere, sevk edilir. İhtiyaç hissedilen mahallerde bu mecburiyet ve mükellefiyetler hakiki şahıslarla her türlü şirket ve müesseselere de teşmil edilebilir.’’ demektedir. Devletin yani kamu kurum ve kuruluşların elinde bulunan her türlü alet, makine, giyinme ve barınma eşyaları, yiyecek, içecekle birlikte hava, kara, deniz taşıtları, bedeli sonradan ödenmek üzere afet bölgesine gönderilir. Eğer gerek görülürse gerçek kişiler veya şirketlerin bünyesindekileri de bedeli ödenmek üzere ellerinden alınarak afet bölgesine gönderilebilir. Bir bakıma kiralanıyor ancak ortada bir kira sözleşmesi yok ve bedel sonra ödenir. Çünkü buradaki amaç zaten afet bölgesine hızlı yetişebilmektir. Buna örnek vermek gerekirse deprem sonrası enkazı kaldırabilmek için vinç, beton kesme aleti vs. örnek gösterebiliriz.


Önemli gördüğüm son kısım ise yönetmelikte yer alan 8. maddenin 1. fıkrasının a bendine göre ‘‘Asker ve hakim sınıfından olanlar hariç, 18 - 65 yaş arasındaki bütün erkekler, afet nedeniyle vali ve kaymakamlar tarafından kendilerine verilen görevleri yapar,’’ demektedir. Eğer yeterli arama kurtarma ekipleri yoksa veya daha fazla kişiye ihtiyaç duyulduğunda vali veya kaymakamın talimatıyla 18-65 yaş arasındaki bütün erkekleri göreve çağırabilir sadece hakim ve asker sınıfından olmaması gerekmektedir. Bu şart neden konmuş açıkçası bilmiyorum. Zaten doğal afet olduğunda insanlar yardıma koşmaktadır. İzmir, Elazığ, Van depremlerinde bunları gördük ve yaşadık ancak yine de böyle bir düzenleme olması çok yerinde olmuştur.


Bütün bunların uygulanabilmesi için devlet tarafından mutlaka afet hali ilan edilmesi gerekmektedir. Bu şekilde arama ve kurtarma çalışmaları çok daha kolay olabilecektir.


2. AFET SONRASI İÇİN MUTLAKA OLAĞANÜSTÜ HAL İLAN EDİLMESİ GEREKMEKTEDİR


Deprem sonrası veya herhangi bir doğal afet sonrası afetten etkilenen insanların sayısı, verilen kayıpların sayısı göz önüne alındığında olağanüstü hal ilan edilmesi gerekir. Çünkü amaç zaten afete hızlı bir şekilde müdahale etmek ve en kısa zamanda hayatı normal hale getirmektir. Bunun için olağan zamandan farklı hukuki rejimleri uygulayabilmek için olağanüstü halin ilan edilmesi gerekmektedir.


Anayasamızın 119. Maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde ‘‘…tabiî afet veya tehlikeli salgın hastalık ya da ağır ekonomik bunalımın ortaya çıkması hallerinde yurdun tamamında veya bir bölgesinde, süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebilir.’’ diyerek 6 ayı geçmemek üzere ülkemizin bir kısmında veya tamamında olağanüstü hal ilan etme hakkı vermektedir. Bu sayede devlet bütün dikkatini afetin yaşanan bölgeye verebilecek, acil yardım hizmetlerini zamanında ve etkili bir biçimde ulaşmasını ve aynı zamanda hayatı normal hale çevirmek için asgari şartları rahatlıkla sağlayabilecektir.


Olağanüstü halin ilan durumlarında idarenin takdir yetkisini bir bakıma genişletmekte ve kişilerin temel hak ve özgürlükleri normal zamanlara göre biraz daha kısıtlanabilmekte veya askıya alınabilmektedir. Olağanüstü halin gerekçesi mutlaka iyi açıklanması gerekmekte ve ona göre kısıtlamalar yapılmalıdır. Çünkü olağanüstü hal doğal afetlere ilişkinse buna yönelik kısıtlama yapabilir. Kısıtlamanın nedeni ile kısıtlanan hak ve özgürlükler doğru orantılı olmak zorundadır.


İlan edilen olağanüstü hal sayesinde arama-kurtarma, yardım çalışmaları için ihtiyaç duyulan yetki ve özellikle kaynak konusunda kolaylıklar sağlar. Mesela devlet yardım için önce kamu kaynaklarını kullanması gerekmektedir. Eğer bu kaynaklar yeterli gelmezse bölgedeki kredi kuruluşlarına başvurup oradaki kaynakları kullanabilmektedir.


Olağanüstü Hal ile Afet Hali beraber ilan edilmesi mümkündür. Bunlar devletin işini kolaylaştıracaktır. İzmir depreminde herhangi bir hal ilan edilmedi ve yanlış hatırlamıyorsam Elazığ ve Van depreminde de ilan edilmedi. Yine yanlış hatırlamıyorsam 1939 Erzincan depreminde Anayasa’ya dayanılarak seferberlik ilan edildi ve cezaevi mahkumları da arama kurtarma çalışmalarına katılmıştı. Beklenen büyük Marmara depreminde tahmin edilen can kayıplarını göz önünde tutarsak olağanüstü hal ve afet hali’nin ilan edilmesi kesinlikle hayati önem taşımaktadır.


Yazım çok uzun olduğundan depremzedelerin hangi hukuki haklara sahip olduğunu bir sonraki yazımda anlatacağım.

BURADA YAZILAN YAZILAR BİLGİ AMAÇLI OLUP YAZARIN GÖRÜŞLERİNİ İFADE EDER. HİÇBİR ŞEKİLDE HUKUKİ TAVSİYE NİTELİĞİ TAŞIMAMAKTADIR.

84 views0 comments

Recent Posts

See All