Search
  • Av. Atay Cibooğlu

MÜGE ANLI'NIN PROGRAMI VE MASUMİYET KARİNESİ

Değerli okurlarım hepinize merhabalar. Bugün tartışmaya değer gördüğüm bir konuyu ele almak istiyorum. Kayıp kimseleri bulmakla, olayları çözmekle ünlenen Müge Anlı’nın programı geçen günlerde yine konuşulmaya başlandı. İntihar ettiği söylenen ancak öldürüldüğü düşünülen Aleyna Çakır’ın acılı ailesi, kızının katilinin bulunması için Müge Anlı’nın programına katılmışlar. Programda kızın katili olduğu düşünülen kişinin katil olabileceği algısı yaratılmış. Basından öğrendiğimize göre katil olduğu düşünülen bu kişinin annesi ‘‘ölümümden Müge Anlı sorumludur’’ diye not bırakarak intihar etmiştir. Ancak bu intihar olayı da tartışmaları beraberinde getirmiştir. Bu olaylar sonucunda Müge Anlı’nın sunduğu programın kaldırılmasını isteyenler oldu. Gerekçe olarak ise kişileri hedef gösterilmesiydi. Peki gerçekten bu tarz programların olması gerekiyor mu ? Bu konuyu yazmak ve irdelemek hepimiz için faydalı olacağına inanıyorum.



Ceza yargılaması yaparken kafamıza göre bir yargılama süreci yapılamıyor. Hukuk devleti düzeninde bir takım temel ilkeler bulunur ve yargılama yaparken bu temel ilkeler göz önünde tutulur. Ceza hukuk yargılamasına hakim birkaç tane temel ilkeler bulunmaktadır. Bu ilkelerden konuyla alakalı olarak iki ilkeden bahsetmek istiyorum.

Bu ilkelerden biri suçsuzluk ya da hakim terim olan masumiyet karinesidir. Bu karine, kişiye isnad edilen suç, hüküm açıklanıncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağı anlamına gelen temel hukuk doktrinidir. Kişinin suçlu olup olmadığını ise mahkemece yapılacak adil yargılama sonucunda karar verilir. Mahkeme karar verene kadar kişi suçsuzdur. Programda katil olabileceği düşünülen kişinin toplumda katilmiş algısı yaratılması, mahkeme tarafından daha hüküm verilmemişken, bu kişinin masumiyet karinesinin çok açık bir şekilde ihlal edildiğini göstermektedir.


Önemli ilkelerden bir diğeri ise, davasız yargılama olmaz ilkesidir. Bu ilke gereğince hakkında ceza davası açılmayan kimse için yargılama yapılamaz. Yargılama için önce savcılığın soruşturma başlatması ve soruşturma sonucunda iddianame düzenlemesi gerekmektedir. İddianame kabul edildiğinde ise hakim sadece iddianameye göre karar verebilir. Yani mahkemenin yargılama yapabilmesi ve karar verebilmesi için öncelikle iddianame olması gerekmektedir. Mahkemeler dışında soruşturma yapmak, ifade almak hukuken bir anlam ifade etmeyecek hatta hukuka aykırı olacaktır. İfadeye çağırma işlemini kolluk kuvveti savcı adına yaptığı için bu hukuka uygundur. Ancak herhangi bir TV programının birisi için şüpheli olduğuna kanaat getirerek programına ifade vermeye davet edemez. Yargı görevi, anayasamıza göre bağımsız mahkemelerce yürütülür, TV programlarında değil. Keza şüpheli/sanığın susma hakkı da vardır. Bu şüpheli/sanığa tanınmış bir haktır ve susma hakkının kullanılması suçu kabul ettiği anlamına gelmemektedir. Ancak bir TV programına katılmayıp sessiz kalması 80 milyonun gözü önünde suçlu konumuna getirebilir. Kişinin toplum itibarı, saygısı büyük ölçekte zedelenebilir ve telafisi mümkün olmayan zararlara yol açabilmektedir. Kişinin kişilik hakkı zedeleneceği için manevi tazminat söz konusu da olabilir.


Bu sebeple bu tarz programların olmaması gerektiğine inanıyorum. İnsanların bu tür TV programlarından medet umması, sosyal medyadan yargı dağıtmaya çalışması yargıya olan güvenin azalmasının sonucudur. Günümüzde maalesef kadınlarımız göz göre göre tacize, tecavüze uğramakta hatta öldürülmektedir. Yargı bir şekilde geç karar vererek veya etkin bir yargılama yapamadığında insanlar adaleti sosyal medya veya TV programlarında aramaktadır. Bu konuda halkı suçlamak yanlış olur. Çünkü insanların tek istediği adil, ivedi ve etkin kararlar verilmesi ve kadına yönelik şiddetin veya cinayetin bir an önce son bulmasını istemektedirler. Bu yüzden yargının yapacağı şey etkin ve ivedi kararlar vererek toplumun adalete olan inancını tekrardan tesis etmektir.


Umut ediyorum ki ilerleyen günlerde cinsiyet eşitliği bir an önce sağlanır ve kadına yönelik şiddet veya cinayetler son bulur. Hepimiz insanız ve hepimizin insan onuruna yakışır bir hayat sürme hakkımız vardır.


BURADA YAZILAN YAZILAR BİLGİ AMAÇLI OLUP YAZARIN GÖRÜŞLERİNİ İFADE EDER. HİÇBİR ŞEKİLDE HUKUKİ TAVSİYE NİTELİĞİ TAŞIMAMAKTADIR.

122 views0 comments