Search
  • Av. Atay Cibooğlu

Muhammed Kiomers GANBARİ ile Röportaj

Updated: Apr 4

Kıymetli okurlarım hepinize merhabalar. Çok kıymetli bir akademisyeni sizlere tanıtacağım. Kendisini Özyeğin Üniversitesinde Araştırma Görevlisiyken tanıdığım, donanımlı ve bilgi birikimi yüksek olan aynı zamanda bütün sorunları hukuki yönden değerlendirip ona göre konuşan, her konudan rahatlıkla hukuki fikir alabildiğim, benim haddime değil ama, ileride çok başarılı olacağını düşündüğüm çok kıymetli Araştırma Görevlisi kıymetli Muhammet Kiomers GANBARİ hocamla ufak bir röportaj gerçekleştirdik. Ben lafı daha fazla uzatmadan kıymetli hocamla bir an önce röportaja geçmek istiyorum.



- Kıymetli hocam öncelikle röportaj yapma teklifimizi kabul ettiğiniz için size çok teşekkür ediyorum. Kendinizi bize kısaca tanıtır mısınız? Muhammet Kiomers GANBARİ kimdir ?


İlk ve orta eğitimimi memleketim olan Iğdır/Aralık ilçesinde tamamladım. Ardından lise eğitimi için Erzurum’da bulundum. Yeditepe Üniversitesi’nde lisans ve yüksek lisans şansı yakaladım. Avukatlık ve vakıf üniversitesi tecrübelerim oldu. Halihazırda ise Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi adına Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi bünyesinde çalışmakta ve doktora eğitimime devam etmekteyim.


- Peki hocam siz şuanda akademisyensiniz ama daha öncesinde avukatlık mesleğini de icra etmiştiniz. Hukukçuların özellikle mezun evresindeki hukukçuların sürekli olarak tartıştığı bir konu var. Avukatlık daha önemli diyende var, akademisyenlik yapmak daha önemli diyende de var. Peki sizce avukatlık mı? Akademisyenlik mi?


Oldukça sübjektif bir soru. İlgi alanı, beceri ve hayaller kişilere göre değişiklik arz eder. Bazen benzer motivasyon unsurlarının kişileri çok farklı farklı etkilediğini de görebilirsiniz. Hukuk fakültelerinde şu an için gözde meslek grubu, gözlemlediğim kadarıyla, hakim ve savcılık. Sanırım fakültelerimiz genişleyen prekarya sınıfının etkisinde. Kendi hikayemde akademi içerisinde olma arzusu hep ağır bastı. Ne var ki avukatlık tecrübesi de “iyi ki yaşadım” dediğim bir deneyim oldu.


- Anladım hocam. Peki mesleğinizde yaşadığınız zorluklar nelerdir?


Çok yönlü bir soru bu. Kendi adıma insanla uğraşmaktan, ekonomi ve diğer ortak kaygılardan bahsetmek istemiyorum. Bunlar bir çırpıda hukukla alakalı çeşitli meslekleri icra eden herkesin kolaylıkla sıralayabileceği neviden. Hatta birçoğu bütün meslek grupları için aynı. Bu sebeple her okuyucunun şahsi olarak bu soruya vereceği cevap neyse benim için de aynı zorluklar geçerli. Alanımızı yabancı kimseler açısından da özetlemek icap ederse; “İnsan yoksa dert, varsa bin bir dert”. Belki en zorunu söylemek gerek. Hukuk eğitimi, niteliği, niceliği ve ürettiği açısından her gün itibar kaybediyor. Kaygımı pastoral bir misalle ifade edeyim. Bir çobanın her yıl sürüsünü aynı yaylalara çıkardığını düşünelim. Çimenler her yıl azalıyor. Otlar artık çabuk sararıyor. Yağmurlar azaldı, rüzgâr çoğaldı. Koyunlar daha az kuzuluyor. Doğan kuzular daha zayıf.


- Hukukçular arasında tatlı bir atışma var o da yüksek lisans gerekli veya gerekli değil atışması. Sizce yüksek lisans şart mı? Yani yüksek lisans yapılması gerekli midir?


Eğer akademi içerisinde değilseniz, avukatlık için yüksek lisans bir norm zorunluluğu değil. Ancak insanların uygulamada karşılaştıkları sorunları ve bunlarla dair çözümleri akademiye aktarmaları bence çok kıymetli. Bu sayede norm ve teori, uygulamadan daha çok beslenecektir. Hukuk pratiğimiz de alanına daha çok hakim uygulayıcılarla zenginleşecektir. Bu açıdan belki de yüksek lisansı değil artık doktorayı konuşmak gerek. Doktoralı avukat ve hakimlerimizin, savcılarımızın sayısının daha da artmasının mesleğimiz için faydalı olacağını düşünüyorum.


- Hocam malumunuz Türkiye’deki hukuk fakültelerin sayısıyla birlikte hukuk fakültesi mezun öğrenci sayısı da bir hayli arttı. Siz Türkiye’deki hukuk fakültelerinin sayısı hakkında ne düşünüyorsunuz?


Sayı kontrolden çıkmış gibi. Artık durup mevcutlara daha fazla yatırım yapmak gerekmekte. Kabaca ve yalınca ifade edeyim “daha fazla fakülteye değil, daha fazla hukuka” ihtiyacımız olduğuna inanıyorum. Elbette nicelik de önem arz eder ama nicelik olarak doyum noktamıza ulaştık.

- Türkiye nasıl iyi bir hukukçu yetiştirebilir veya Türkiye’de hukuk eğitimi nasıl daha kaliteli hale getirilebilir?


Mesele çok yönlü. Öncelikle ülkemizde genel olarak eğitimin niteliği artarsa bu bizim fakültelerimize de yansıyacaktır. Dünyaya entegre olmuş, çok dilli, geniş kültürlü, elit, meraklı, okuma ve çalışma azmi yüksek öğrenciler hukuk fakültelerine geldikçe, nitelikte kendiliğinden bir gelişme vücut bulacaktır. Bizler de böylesi bir nesle yeter olabilmek için daha çok gayret edeceğiz. Yani akademisyenler de mecburen bu öğrencilerle birlikte daha kaliteli olacaktır. Elbette bu uzun vadeli bir süreç. Kısa zamanda yapılabilecekler de var. İlk olarak üniversiteye girişte niteliği artıracak düzenlemeler olabilir. Sadece giriş barajının yükseltilmesi bile büyük fayda verir. Hukuk fakültelerindeki derslerin içerik ve eğiticilerine bir standart getirilebilir. Elbette bunlar var ama çıta yukarıya konulabilir. Fakülteye giren herkes bir şekilde mezun oluyorsa, genel bir hukuk bitirme sınavıyla çıta biraz daha yükseltilebilir. Bunu avukatlık için getirilen sınava ek olarak ifade ediyorum.

- Bildiğiniz üzere Boğaziçi Üniversitesinde yeni bir Hukuk Fakültesi açılması kararı alındı. Siz Boğaziçi Üniversitesinde Hukuk Fakültesi açılması hakkında neler söylemek istersiniz?


Boğaziçi Üniversitesi, ülkemizin göz bebeği kurumlarından biri. Kendine has bir iklimi, kültürü ve teamülleri var. Bu sebeple oradan olmayan biri olarak bu kurum üzerinde fikir beyan etmekten ar ederim. Gördüğüm kadarıyla mezunlar, akademisyenler, öğrenciler yani Boğaziçi Camiası bundan memnun değil. Nitekim bu konuda bir dava da açtılar. Kampüsleri, yeni fakülteleri ve daha fazla öğrenciyi kaldırır mı ondan da emin değilim. Açıkçası keşke bu karar verilmeden Boğaziçi Camiasının da fikri alınsaydı diye düşünüyorum.

İşin bir de doyum noktasına ulaşmış fakülte sayısı var. Bu açıdan ise yeni fakülteler kurulmasına ilke bazında karşı olduğumdan, Boğaziçi özelinde de yeni bir fakülte kurulmasını doğru görmüyorum.

Son bir nokta olarak şunu söyleyebilir. Hukuken artık bu fakülte var. Muhtemelen önümüzdeki eğitim döneminde öğrenci alımı gerçekleşebilir. Elbette dava neticesinde bu hikâye başlamadan bitebilir. Eğer böyle olmazsa umarım verilecek eğitim Boğaziçi standartlarında, Boğaziçi’nin vizyonuna uygun ve nitelikli olur. Boğaziçi’nin kendine has havasını solumuş, dünyayı bilen, elit hukukçular yetişirse bunun bizlere katacağı çok şey olur. Ancak burada bir ön koşul bulunmakta; fakülte Boğaziçili olursa.


- Güncel konuya değinmişken İstanbul Sözleşmesi’ni sormadan geçmek istemiyorum. İstanbul Sözleşmesi, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle geçen günlerde fesh edildi ve birçok tartışmayı beraberinde getirdi. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?


Bu meselenin hukuki boyutu dışında ciddi manada toplum bilimlerini ilgilendiren bir boyutu da var. Aile yapısına uymadığı, eşcinselliği özendirdiği gibi somut olmaktan çok uzak gerekçelerle Sözleşmeye karşı çıkan bir azınlık var. Bu grupların bu öfkesinin sosyologlar ve psikologlar tarafından analizi gerek. Bu noktada hukukun ya da hukukçunun söyleyebileceği tek söz yok. Zira dişe dokunur hukuki bir eleştiri geldiğine hiç şahit olmadım. Hukukçu kimliği ile Sözleşmeyi eleştiren birkaç kişiye kulak verdiğinizde de göreceksiniz ki hukuk adına söylediği bir şey yok. Teolojik, sosyolojik, felsefi çok fazla söz var ama hukuk yok.

Sözleşmeden çekilmenin, 6284 sayılı Kanun’un uygulamasında bazı boşluklara sebebiyet verme riski var. Umarım başta hakimler olmak üzere hukuk uygulayıcıları bu boşlukları doğru şekilde doldururlar. İlgili kanunun amacı çerçevesinde yapılacak yorumlara her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olacak gibi duruyor.

Çekilme kararının öncesindeki sürecin hukuk kültürümüz açısından doğru olduğunu düşünmüyorum. Milletlerarası sözleşmelerin uzun bir hazırlık, istişare ve kabul süreci var. İstanbul Sözleşmesi özelinde düşünürsek, bu Sözleşmeyi doğuran sebeplerde de Sözleşmenin ortaya çıkmasında da Türkiye’nin ciddi bir rolü var. Uygulamada sorunlar çıkmışsa bir çalışma grubu kurulur, Avrupa Konseyi ile mesele değerlendirilir vs.vs... Geniş bir mutabakat, konsensüs sağlayacak bir çözüm aranır. Neticesinde adım atılacaksa da daha çok hukuk, daha çok demokrasi, daha çok özgürlük yönünde atılır. Ne yazık ki süreç böyle işlemedi.

Son olarak çekilmenin Anayasa’ya uygunluğu meselesi var. Bu noktada getirilen eleştirilere alanım olmadığı için girmiyorum. Ancak bu hususu merak edenlere Sayın Prof. Dr. Kemal Gözler hocamızın makalesini önerebilir.


- Sizin avukatlık evresini görmediğim için bu konuyla ilgili bir yorum yapmam yakışık kalmaz ancak akademisyenlik evresini gördüğüm için çok başarılı bir akademisyen olduğunuzu rahatlıkla söyleyebilirim bu yüzden sormak istiyorum. Akademisyen olmak isteyenlere tavsiyeniz neler?


Ben henüz yolun çok başındayım. Tavsiyeye muhtaç iken öneride bulunmam doğru olmaz diye düşünüyorum. Ancak kendi kısa tecrübeme dayanarak temel birkaç noktayı sıralayabilirim. Lisans döneri dersler açısından mutlaka verilmeli geçirilmeli. Hukuk literatürü hem güncel hem de temel eserler için takip edilmeli. Yabancı literatür takibine de mümkün olduğunca dikkat edilmeli. Elbette bunun için yabancı dil öğrenimine önem verilmeli.


- Son soru gelsin o zaman. Bu soru diğer soruyla denk bir soru ancak yine de sormak istiyorum. Hukuk tercih edecek kişilere tavsiyeleriniz nelerdir?


Hukuk okumak hukukçu olmayı garanti etmez. Hukuku benimsemek ve ilkeli olmak gibi mecburiyetlerimiz var. Biz meslek okulu değiliz. Değer katılan bir yerde olmanın ayrıcalığını, kendinizi daha çok geliştirerek sonuna kadar yaşayın. Hem bir tavsiye hem de kendim için bir temenni, bir dua olarak diyebilirim ki “yalnızca diplomaya değil, hukukçu haysiyetine” de sahip olalım.


Kıymetli hocam benim soracağım sorular bu kadar. Benimle röportaj yaptığınız için size ne kadar teşekkür etsem azdır. Umarım akademi hayatınızda istediğiniz başarıyı yakalar ve arzu ettiğiniz mutluluğa kavuşursunuz. Eminim ki ileride çok iyi bir hukukçu dedirteceksiniz kendinize. Yolunuz açık olsun.


BURADA YAZILAN YAZILAR BİLGİ AMAÇLI OLUP YAZARIN GÖRÜŞLERİNİ İFADE EDER. HİÇBİR ŞEKİLDE HUKUKİ TAVSİYE NİTELİĞİ TAŞIMAMAKTADIR.