Search
  • Av. Atay Cibooğlu

TCK m. 134 ÖZEL HAYATIN İHLALİ'NİN HUKUKİ YÖNDEN DEĞERLENDİRİLMESİ

Kıymetli okurlarım bu yazımda Giresun’da yaşanan talihsiz bir olayın hukuki boyutunu inceleyeceğim. İncelemeye geçmeden önce olayı bilmeyenler için ufak bir özet geçeyim. Olay Giresun’da geçiyor. Polisler, gelen ihbarı değerlendirmek için olay yerine gidiyor. Polis olay yerine geldiğinde gençleri uygunsuz vaziyetteyken yakalıyor ve gençlere yaşını ve öğrenci olup olmadığını soruyor. Bu anları da kendi polis cep telefonu kamerasıyla kayda alıyor ve aldığı bu kaydı TikTok denen sosyal medya uygulamasında paylaşıyor. Bu paylaşımın bir anda yayılması üzerine genç kızın intihar ettiğine, genç erkeğin ise ortadan kaybolduğu iddia ediliyor. Burası benim için çok önemli değil. Benim ilgilendiğim kısım bu işin hukuki boyutudur.


En sonda söyleyeceğim şeyi en başta söyleyeyim. Başkasının ne yaptığı ne sizi ne de bir başkasını ilgilendirmez. Başkasının yaptığı şeyler size yanlış geliyorsa o zaman siz yapmayın ama yapan kişiyi kınama, rencide etme veya ifşalama hakkınız kesinlikle yoktur. Hem hukuken hem ahlaken….


Olayda polislerin görüntüleri paylaşması hiç şüphesiz özel hayatın gizliliği suçunu oluşturacaktır.


Özel hayatın gizliliği suçu Türk Ceza Kanunu (TCK)’nun 134. maddesinde düzenleniyor.


Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.(1)
(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/81 md.) Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.

Bu maddeyle korunan hukuksal yarar, kişilerin özel yaşamın gizliliğinin ihlal edilmesini hem suç sayarak aslında özel yaşamı koruma amacını taşıyor hem de Özel Hayatın Gizliliğini düzenleyen Anayasa’nın 20. maddesiyle birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesinin aykırılığına karşı bir yaptırım oluşturuyor.


Yani bu düzenleme kısaca söylemek gerekirse sadece özel hayatın gizliliğini değil özel hayata saygıyı da koruyor.


Kamusal alanlarda kişilerin özel yaşamın gizliliğine saygı gösterilmesini isteme hakkı olduğunu için kamusal içerisinde gerçekleşen bazı olaylar da TCK m. 134’ün kapsamına girecektir. Yargıtay’ın bu konuya ilişkin birçok kararı mevcut.


TCK m.134’e baktığımızda suçun oluşması için herhangi bir seçimlik hareket belirlenmemiş yani serbest hareketli suçlardır. Mağdurun özel hayatını ihlal eden her türlü davranış bu suçun oluşması için yeterlidir.


Mağdurun yalnızca kendisinin bildiği veya sadece belirli kişilerle paylaştığı şeyler veya bilgilerin (cinsel yönelimi, dini görüşü hatta politik görüşü bile) öğrenilmesiyle bu suç oluşur. Özel hayat kavramı aslında geniş bir kavramdır. Yani sadece gözlerden uzak, kapalı kapılar ardındaki yaşantısı ve mahremiyetini kapsamaz. Mesela herkesin bilmediği veya bilmemesi gereken, istenildiğinde başka kimselere açıklanabilen, tamamen kişiye özel hayat olayları veya bilgilerin tamamını içerir. Örnekle açıklayayım. Sanığın elinde herhangi bir şekilde ses ve görüntü kayıt cihazı olmasa dahi, çıplak gözle seyretmesi dahi bu suçu oluşturur. Hatta sevişen çiftlerin ne dediği anlaşılmasa bile dinlemek bu suçun oluşmasında yeterlidir.


TCK 134’e göre özel hayatın ihlali ses ve görüntü kaydı alarak bu suçu işlemişse fail daha ağır ceza alır. Yine bu suçu eğer bir kamu görevlisi tarafından işlenmişse o zaman verilecek ceza yarı oranında artırılarak verilir.


Bu suç şikayete bağlı bir suçtur. Yani özel yaşamı ihlal edilen kişinin şikayette bulunması gereklidir.


Hangi eylemler bu suçun oluşmasına engel diye bakacak olursak;

  1. Mağdur kişinin rızası olması gerekir. Zaten rıza varsa ortada mağdur da yoktur. Kaldı ki burada rızanın kapsamı da önemlidir. Mesela arkadaşıma fotoğrafını atıcam diyip bu konuda rıza aldıktan sonra sosyal medyada paylaşılması, rıza kapsamı dışına çıktığı için suç oluşacaktır. Zaten olayımızda hiçbir şekilde rıza yok.

  2. Kanunun verdiği bir yetkinin kullanılıyor olması gerekiyor. Bunlar el koyma (CMK 126), gizli görevli kullanma (CMK 139) veya teknik araçlarla izleme tedbiri (CMK 140) Bu tedbirler kanunun verdiği bir yetkiye dayandığı için bunlar TCK 134 suçunu oluşturmaz. (Bu tedbirler için mutlaka hakimlikten karar alınması gerekiyor.)

  3. Gazetecilik falliyeti olması gerekiyor. Olayımızda böyle bir faaliyet yok o yüzden detaya girmiyorum.


Şimdi olayımıza geri dönersek polisler ihbar üzerine gittiği yerde gençlerin görüntülerini çekmesi ve internete yüklemesi çok açık bir şekilde hem Anayasa hem de AİHS’e açık bir şekilde ihlal ediyor. Bunun neticesinde TCK m.134 devreye giriyor. Polisler kamu görevlisi olduğu ama görev yetkisi içinde olmadığı için suç nitelikli suç oluyor ve ceza yarı oranında artırılır.


Normalde gazete ve televizyonlarda 18 yaşın altındaki çocukların adları tam olarak verilmez. Anlaşılmayacak şekilde ad ve soyadın baş harfleri yazılmak suretiyle kısaltılır. Yüzleri ise belli olmayacak şekilde blurlanır. Esas amaç gelecekleri kararmasın. Yaptıkları yanlışların bedelini hayat boyu ödemesinler diye. Gazetecilik yapacağım diye bu gençlerin görüntülerini yayınlayan gazeteleri de ayrıca kınıyorum.

 

BURADA YAZILAN YAZILAR BİLGİ AMAÇLI OLUP YAZARIN GÖRÜŞLERİNİ İFADE EDER. HİÇBİR ŞEKİLDE HUKUKİ TAVSİYE NİTELİĞİ TAŞIMAMAKTADIR.

15 views0 comments

Recent Posts

See All